1. Once again everywhere I turn my head these days, I see early stage funds. Must be a professional destiny of some sorts. In early 2008, I wrote a scathing piece on the industry. 

    In 2012, I wrote on the World Bank blog that “I like to think about seed stage investing as behaving per laws of quantum physics versus even early stage investing as per Newtonian physics: a whole lot of strange phenomena happening that can only be grasped by different frameworks. It is no wonder that the outdated “fund management” model fails miserably to bring returns at seed stage.” I have been thinking about what to do (as opposed to what not to do) but could not quite find the disruption. 

    Then in early 2013, I sort of updated my stance formally through a World Bank request for fund proposals.

    WIth my increased diplomacy skills, and armed with the Kauffman analysis I said “the main spirit of ESIF (the name of the fund we were creating) is not to create another venture capital vehicle unless the vehicle found some creative ways to buck the global trend of dismal performance of traditional fund managers investing at this stage…” 

    After years of being squarely in the industry as a faux outsider, perhaps the time has come to put together that innovation that is sorely needed. Time to disrupt. Or fail at disrupting. Whatever. But definitely time to stop being a critic (no-risk bureaucrat) and do something (skin-in-the-game entrepreneur). 

    Early stage tech funds suck. Time to do something about it. (So much for diplomacy). 

  2. I went to the opening of the first McDonald’s in Istanbul. The buns were so soft. Heavenly. The chicken at the opening of the first KFC which was across the street from McD. So tender and improbably delicious. First 7 Eleven. This one was even closer. Only a block away from my school. Missed its opening. So sad. Free condiments. Can you believe.

    97 malls in Istanbul now. More than any other city in Europe. Constructing new ones everyday. 5th in the world actually. Top 4 are in China.

    Long live consumerism. Watch out America. Last time you opened a new mall. Your prodigal daughter is about to do a number on you.

  3. The unbearable lightness of being a paradox. Thanks for clicking to boost my ego.

    The unbearable lightness of being a paradox. Thanks for clicking to boost my ego.

  4. Doğru ve yanlış kavramlarının ötesinde uzanan bir toprak var. Seni orada bekleyeceğim.

    image

    Bir de…

  5. "Don’t Disturb" 2014 Nancy Pyne Garden, Georgetown
I could feel at the time There was no way of knowing Fallen leaves in the night Who can say where they’re blowing? As free as the wind Hopefully learning Why the sea on the tide Has no way of turning? More than this, you know there is nothing More than this, tell me one thing More than this, there is nothing It was fun for a while There was no way of knowing Like a dream in the night Who can say where we’re going? No care in the world Maybe I’m learning
(bill 10,000 maniacs murray)

    "Don’t Disturb" 2014 Nancy Pyne Garden, Georgetown

    I could feel at the time There was no way of knowing Fallen leaves in the night Who can say where they’re blowing? As free as the wind Hopefully learning Why the sea on the tide Has no way of turning? More than this, you know there is nothing More than this, tell me one thing More than this, there is nothing It was fun for a while There was no way of knowing Like a dream in the night Who can say where we’re going? No care in the world Maybe I’m learning

    (bill 10,000 maniacs murray)

  6. http://kksm.ege.edu.tr

    Bu müze beni “şaşırtan” bir müze oldu… Kağıdın üretiminden, sanat eserine vardığı noktaya kadar çok çeşitli kağıt ve baskı aşamalarından örneklerin sergilendiği müzenin giriş katında el yapımı kağıt üretimi, kağıt tarihi, günümüz renkli kağıt sanatçıları, dünya renkli kağıtları, modern kağıt sanatı bölümleri, üst katında ise kitap sanatları, exlibris, matbaa, sanatçı kitapları, kitap biçimleri, kitaplardaki ustalar, baskı teknikleri, minyatür kitaplar ve tipografi bölümleri yer alıyor. …giderseniz çok şaşıracaksınız…
  7. Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz
    İki başımız var, bir bedenimiz
    Ne kadar dönersem döneyim çevrende
    Er geç başbaşa verecek değil miyiz?

    Kim demiş haram bilmez Hayyam
    Ben haramla helali karıştırmam
    Senle içilen şarap helaldir
    Sensiz içilen su bile haram

    Ne sen sensin, Ne de ben ben,
    Ha sen sensin. Ha ben ben,
    Hem sen sensin, Hem de ben ben.
    Kim Söyler misin? Nedir? O sen, ben.

    Sanıyor musun ki farkedebilirsin
    Cehennemdeyken cenneti; 
    Acılar içindeyken gökyüzünün mavisini ?

    Farkedebilir misin yeşil bir çayırı, 
    Soğuk demir yolundan ?
    Ve bir gülümseyişi maske altından ?

    Sattırdılar mı sana hiç
    Kahramanlarını, hayaletler için ? 
    Değiştin mi ağaçları sıcak küllere ?

    Değiştin mi meltemi, kuru bir ayaza;
    Bozuk parayla soğuk bir konfor
    Aldın mı hiç ?

    Vazgeçtin mi
    Savaştaki mücadelenden
    Bir kafesteki başrol için ?

    Nasıl, 
    Nasıl isterdim 
    Burada olmanı !

    Biz şimdi iki kayıp ruh gibiyiz,
    Bir akvaryumda yüzen.
    Aşındıran yıllarca eski bildik yolları…

    Ne aradık, ne bulduk ? 
    Hep eski bildik korkular.
    Yine de burada olsaydın.

  8. Leyla bilir

    Leyla bilir

  9. hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his  hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his hiç geçmesin bu his ama bu his de geçecek…

    image

  10. image

    zamansız gitti kurşuni gökler
    gözyaşlarını boşaltamadan gökyüzü
    güneş istenmiyordu halbuki
    doğuştan romantik boğaz vapurunda
    çaycılar çok satmamışlardı nitekim
    üsküdar’da öğle yemeği haram oldu

    nazlı kızın ellerini tutup ısıtamadan
    hain düşman geri döndü zamansız
    lodosun dili döndü birşey söyleyemedi
    ters giden kaderine küfürler yağdırarak
    sonbahar aşkının amacı sapmıştı zaten
    beşiktaş iskelesinde ayrılmak gerek

    gözyaşlarını boşaltamamıştı mahalleden korkup
    evinin direği, çocuklarının babası
    gençliğinin göz ağrısı gurbete gitti gideli
    boğaz vapurunda tanışmışlardı zamansız
    arnavutköy’de evlenip
    tarabya’da kaçamak yürüyüşler ve
    aldırmaz haydarpaşa vapurunda güz ayrılık

  11. AKP, CHP ve MHP’nin ulusal barajı geçtiğini tahmin ettiğimiz bir seçimde, Gezi Parkı’nın rüzgarıyla esasen parti diktasına karşı, daha fazla özgürlük parolası ve katılımcı, çoğulcu demokratik bir üslupla halkın “taşıyıcısı” olan 2 bağımsız aday Ankara 1. bölgeden rahatlıkla seçilebilir. Burada kullanılacak temel araç sosyal medyadır. 

    Ülkemizde D’hondt usülü yapılan genel seçimler %10’luk barajın da sayesinde birinci gelen partilere sondan meclise girmiş partilere kıyasla iltimas geçmektedir. Şöyleki Ankara 1. bölgede son seçimlerde birinci parti AKP’nin bir sandalye için ihtiyacı olan oy 87 bin(*) iken, son parti MHP için bu sayı 114 bine çıkmaktadır. Bağımsız adaylar içinse bu handikap söz konusu değildir. İsim üzerinden verilecek oylarda bu iki milletvekili AKP’nin oy sayısının biraz üstünde ve CHP’nin biraz altında kaldığı sürece sandalye kazanacaktır. Yani herbirinin yaklaşık 88 bin oya ihtiyacı vardır. 1.8 milyon kayıtlı seçmenin 176 binin böyle bir oluşuma oy vermesi Türkiye siyasi tarih ve deneyiminde olmayan, imkansız birşeydir - nitekim bu bölgede bağımsız adayların aldığı oy miktarı sadece 19 binle sınırlıdır. 

    Peki nereden ve nasıl gelir bu oylar? 

    76 bin Sessiz/Alternatifsiz Seçmen

    2011 seçimlerine katılım oranı ülke genelinde %83 olmasına rağmen diğer yıllara göre bir düşüş göstermiştir. 1987 seçimlerinde %93’lere kadar çıkan katılım oranının polarizasyonun had safhalarda olduğu bu günlerde artmasını varsaymak gerçekçi olur. İlk tezimiz siyasi yelpazede alternatif bulamayıp seçimlere katılmayanların, özellikle sosyal medyada “yaşayan” gençlerin böyle bir oluşuma sıcak bakacak olmalarıdır. Son seçimlerde Ankara 1. bölgede seçmenlerin %13’u ya sürece katılmamış ya da geçersiz oy vermiştir. Bu kategoride olan her üç seçmenden birine sunulabilecek bir alternatif 76 bin oya tekabül etmektedir. 

    26 bin lise son öğrencisi

    Türkiye çapında 2012’de ÖSYM’ye başvuran 1.860.515 aday sayısından yola çıkarak, 2015 Haziran’da olası bir seçimde Ankara’nın nüfusu ve o tarihte 18 yasına basacak lise son sınıf öğrenci sayısıyla manipüle ederek elde edeceğimiz potansiyel seçmen sayısı 53 bindir. Bu gençlerin hepsine internet üzerinden “tek tek” ulaşılabilir ve en az yarısının seçeceği bir seçenek sunulabilir. 

    40 bin üniversite öğrencisi

    Ankara’nın çeşitli üniversitelerinde yaklaşık 160 bin öğrenci okumaktadır. Bu gençlerin hepsine “tek tek” ulaşmak mümkündür. %50’sinin apolitik olduğu ve siyasi görüşlere rağbet etmediği bir devirde öğrencilerin dörtte birine seçmen olarak ulaşılabilir. 

    30 bin ana partilerden oy kayması

    Sadece Çankaya’da AKP’nin almış olduğu 136 bin oydan 5 bin, CHP’nin 292 bin oyundan 8 bin, MHP’nin 77 bin oyundan ise 2 bin oy kayması ile toplam 10 bin, Ankara 1. bölgenin %66’sini temsil eden diğer bölgelerden de alınacak 15 bin ile aslında siyasi tercihleri olan ama yenilik peşinde seçmenlere hitap edilebilir. Ankara’nın pekişmiş bir siyasi görüşü olan kesiminin sadece %1’inin yeniliklere açık olması varsayımı hayal değildir. 

    10 bin marjinal partilerden oy kayması

    Ankara 1. bölgede 56 bin seçmen barajın çok altında kalmış partilere oy vermiştir. Bu grubun beşte birine sunulabilecek bir alternatifin başarılı olma ihtimali yüksektir.

    Çok kabaca yaptığımız bu analizi tüm ülkeye, il il ilçe ilçe yaymak ve çeşitli çıkarımlarda bulunmak mümkündür. 

    Facebook sitesinden herkesin ulaşabileceği Ad Manager servisine göre Türkiye’de olan 17-30 yaş arası 24 milyon kullanıcının 1.6 milyonu Ankara’dadır. Bunların “hepsine” tek tek ulaşmak mümkündür ve bu kişilerin sadece %10’u ile şimdiden katılabilecekleri bir oylama/anlatma/dinleme platformu ile 2 kanun “taşıyıcısının” mecliste yer alması sağlanabilir.

    *Veriler Turkiye Istatistik Enstitusu'den alinmistir.

  12. The world works in mysterious ways. Now I must find out the answers whether they exist or not!!! #direngeziparki #dayangeziparki

    FROM OCTOBER 8, 2009:

    Juggling philosophy and politics has never been easy for me. Demanding precision from a discourse so I really understand what’s going on has always escaped the political ones. Over the years, one of my favorite argumentative tactics (or a conversation killer) has been to ask for a definition of “democracy.”

    Go ahead, ask yourself now and demand precision. Do a google search here on “what does democracy mean?” if you want to cheat. After all if we are willing to die and kill for “it” we must truly know what “it” is. No?

    I know now that this has been a real problem for such a long time that George Orwell wrote about it in 1946.  I am not alone in thinking that we have no clue and this is more insidious than most. Kind of like your own mother hypnotizing you to think serial killing is good.

    Excerpt (read the whole thing here) from Horizon, April 1946; Modern British Writing ed. Denys Val Baker, 1947 by George (yes, him) Orwell. Emphasize added:

    "Meaningless words.. In certain kinds of writing, particularly in art criticism and literary criticism, it is normal to come across long passages which are almost completely lacking in meaning. Words like romantic, plastic, values, human, dead, sentimental, natural, vitality, as used in art criticism, are strictly meaningless, in the sense that they not only do not point to any discoverable object, but are hardly even expected to do so by the reader. When one critic writes, ‘The outstanding features of Mr X’s work is its living quality’, while another writes, ‘The immediately striking thing about Mr X’s work is its peculiar deadness’, the reader accepts this as a simple difference of opinion. If words like black and white were involved, instead of the jargon words dead and living, he would see at once that language was being used in an improper way. Many political words are similarly abused. The word Fascism has now no meaning except in so far as it signifies ‘something not desirable’. The words democracy, socialism, freedom, patriotic, realistic, justice, have each of them several different meanings which cannot be reconciled with one another. In the case of a word like democracy, not only is there no agreed definition, but the attempt to make one is resisted from all sides. It is almost universally felt that when we call a country democratic we are praising it: consequently the defenders of every kind of regime claim that it is a democracy, and fear that they might have to stop using the word if it were tied down to any one meaning. Words of this kind are often used in a consciously dishonest way. That is, the person who uses them has his own private definition, but allows his hearer to think he means something quite different.”

    image

    So seriously. I do not know what you mean by democracy. Is it liberalism? Market forces? Republic? Ruling 50.001%? Protecting 49.999%? I am confused about my own definition, and not for the lack of trying. So I cannot die or kill for it.

    "Freedom" is even worse especially in countries that are not yet "democratic." But I don’t have an Orwell essay on that. I have to write it myself - some other day…

    image

  13. dropbox’a veya google drive’a koyabilir misiniz?

  14. eşimi katlettim
    kısas bahara idam
    temyiz müebbet

Next

Her Telden

Paper theme built by Thomas