Sosyal Ağ Gençliği ve Türk Siyaseti

Usta kalemler, parti stratejistleri, fikir önderleri iki haftadır gördükleri Gezi manzarası karşısında biraz şaşkın biraz romantik (veya çok öfkeli) bir haldeler. Aslında 2005’ten önce dünyada olmayan ve Türkiye’de 17-30 yaş arası 24 milyon gencin ”kendi” seçimleriyle içinde bulundukları kabilelerde haftada 50 saatini geçirdikleri bir sosyal ağ fenomeni ile karşı karşıya olduklarının pek farkında değiller.
Rastlantısal, genelde coğrafik bir gereklilikten gelen ve gücünü “topraktan” alan din, dil, etnisite, gibi dışardan empoze edilen kabilelerin dillerini bilseler bile konuşmayı yeğlemiyorlar. Bu yüzyılların tartıştığı birey mi toplum mu diyalektiği de değil. Bu bireyin kendi seçebildiği bir toplumda olmak istemesinin anlaşılmaz durumu. Spontane bir teknolojik toplum mühendisliği.
Gençler ne istiyor acaba en sık sorulan soru. Parktaki dayanışma, mizah gücü, orantısız zeka, vb nerden geliyor büyük bir muamma. Toplumsal açıklamalar duyuyoruz. Savaş görmediler. Sıkıntı çekmediler. Kentleşmenin getirdiği kültürel imkanlardan yararlandılar. Ebeveynlerinin görüp geçirdikleri onlara yansıdı. Doğruluk payı olsa da bu söylemlerde bence asıl neden teknolojik toplum mühendisliğinin hızlandırdığı ve şekillendirdiği yeni bir varlık: dikkat.
Gençlerin tweet’lerin 117 karakter limiti ile kabilelerindeki üyelerin en değerli varlığı olan “dikkatini” çekebilmek için illahaki mizah güçlerinin gelişmiş olması gerekiyor. Onların dünyasının dövizi dikkat. Az bulunan şey dikkat. Binlerce milyonlarca verinin bir göz atılmaya ihtiyacı olduğu bu hiper-bağlı dünyada kendi varlıklarının temeli de toplayabildikleri dikkat. Hızlandırılmış, distile edilmiş ve uçucu bir dikkat. Paradan daha onemli. Niye? Çünkü dikkat ekonomisinin kullandığı araçlar para ile satın alınamıyor. Facebook’ta o çok istenmiş bir saati geçirmek bedava. Tweet atıp takdir toplamak bedava. Google bedava, skype bedava, ansiklopedi bedava, dünyanın en iyi üniversitelerinin en iyi hocalarından ders almak bedava. En hakiki dini bilgileri toplamak da bedava. Abartıyorum tabiki ama bu teknolojinin eseri olarak yükselen dikkat ekonomisinde yine teknolojiden dolayi maddiyatın azalması gençlerin genetiğine sirayet etmiş durumda.
Bu konuda cok şey yazılır(*) ama ben kendi dikkatimi şimdilik yeni neslin Türk siyasetine yapacağı mühendisliğe getireceğim.
Bu çapulcuların dikkat ekonomisindeki uzmanlıkları onlara kendi isteklerinin dışında birşeylerin empoze edilmesine mümkünat vermeyecektir. İlgi gösterdikleri şeylerin uçuculuğu onları içeriğe değil sürece odaklıyor. Yani bugünün fikrinin yarın tedavülde olması gerekmediğine (ve zaten de oyle olmadigina) öyle alışmışlar ki onların derdi yeni fikirlerin yaratılma ve tüketilmesi sürecinin kesintisiz işlemesi. Felsefik olarak gözlemlediğimiz de bu sürecin onları birincil erdemlere daha cok yaklaştırdığı çünkü dikkatin varolabilmesi için diğerlerinin varlığının elzem olması. “Ben”i vareden “Sen”in dikkatinse o zaman senin bu dikkatini verebilmen için diğer tüm isteklerinin zaten yerine getirilmesi gerekiyor. Facebook gençliği hem aşırı derecede bencil ve kabile dışı her oluşuma kuşkuyla bakıp reddedebiliyor (liberteryen) hem de kabilesinin varlığı herşeyden önce geliyor (sosyalist). Kabile de geçici içerik üzerine kurulu olduğundan kalıcı bir söylemi ancak süreç üzerinden yapabiliyor.
Durum böyleyken bu gençlerin içeriği kalıcı politik bir partiye ait olmasını beklemek akıllıca değildir. Bu yüzdendir ki onları “siyasileştirmek” aslında yönetim mekanizmalarında seslerini kendi istedikleri gibi duyurmalarına imkan vermektir. AKP karşıtı ol, CHP yanlısı ol gibi beklentiler kalıcı içeriğe odaktan ve bu içeriğin düz dilde seslendirilmesinden gelmektedir. Bu günlerde Gezi odaklı yaşlı siyasi dilinde duydugumuz “bir lider çıksa, muhalif oy bölünmese, Atatürk’ün kemikleri sızlıyor, ülkenin üniter yapısı, gerizekalı ötekiler” gibi tez söylemlerinin ve “camide içki içiyorlar, osmanlının muhteşem yükselişi, ortadoğuda bizden beklenen liderlik, bizi çekemeyen dış mihraklar” gibi antitez söylemleri bu gençlere klingon gibi geliyor. Arada ciddi bir “kültür” farkı var.
Evet dünyayı dakika dakika takip edip kendi kabilelerini oluşturan bu arkadaşlar coğrafik kabilelere sıkışmadıkları gibi bir yandan da mesela “el öpmeyi” biliyorlar çünkü bu dikkat ekonomisinin sürecini besleyen birşey. Birine ilgi alaka göstermek, birincil erdemlere yaklaşmak güzel şeyler. Spontane dayanışma içindeler çünkü başka kimseleri yok.
Bu Facebook nesline hem sosyalleşmelerini sağlayacak hem de bireyselliklerini kaybettirmeyecek bir siyasi oluşum gerekmektedir. Yüzyılların getirdiği bireysel kazanımların geriye döndürülmesini hazmedeceklerini hiç sanmıyorum. Kabile kurallarını da kendileri koyuyorlar zaten, hem de gayet erdemli bir şekilde. Bu oluşumun herhangi bildiğimiz bir partiye benzemeyeceğini ve bizim (yani usta kalemler, parti stratejistleri, fikir önderlerinin - kendimi de buraya koydum, iyi mi) bu konuda çok fazla söyleyecek birşeyimiz olmadığını net görebiliyorum. Ortaklaşa neler yapılabilir? Bir dahaki yazımıza.
Sosyal Medya Ankara 1. Bölgeden Nasıl 2 Bağımsız Milletvekili Çıkarır?
AKP, CHP ve MHP’nin ulusal barajı geçtiğini tahmin ettiğimiz bir seçimde, Gezi Parkı’nın rüzgarıyla esasen parti diktasına karşı, daha fazla özgürlük parolası ve katılımcı, çoğulcu demokratik bir üslupla halkın “taşıyıcısı” olan 2 bağımsız aday Ankara 1. bölgeden rahatlıkla seçilebilir. Burada kullanılacak temel araç sosyal medyadır.
Ülkemizde D’hondt usülü yapılan genel seçimler %10’luk barajın da sayesinde birinci gelen partilere sondan meclise girmiş partilere kıyasla iltimas geçmektedir. Şöyleki Ankara 1. bölgede son seçimlerde birinci parti AKP’nin bir sandalye için ihtiyacı olan oy 87 bin(*) iken, son parti MHP için bu sayı 114 bine çıkmaktadır. Bağımsız adaylar içinse bu handikap söz konusu değildir. İsim üzerinden verilecek oylarda bu iki milletvekili AKP’nin oy sayısının biraz üstünde ve CHP’nin biraz altında kaldığı sürece sandalye kazanacaktır. Yani herbirinin yaklaşık 88 bin oya ihtiyacı vardır. 1.8 milyon kayıtlı seçmenin 176 binin böyle bir oluşuma oy vermesi Türkiye siyasi tarih ve deneyiminde olmayan, imkansız birşeydir - nitekim bu bölgede bağımsız adayların aldığı oy miktarı sadece 19 binle sınırlıdır.
Peki nereden ve nasıl gelir bu oylar?
76 bin Sessiz/Alternatifsiz Seçmen
2011 seçimlerine katılım oranı ülke genelinde %83 olmasına rağmen diğer yıllara göre bir düşüş göstermiştir. 1987 seçimlerinde %93’lere kadar çıkan katılım oranının polarizasyonun had safhalarda olduğu bu günlerde artmasını varsaymak gerçekçi olur. İlk tezimiz siyasi yelpazede alternatif bulamayıp seçimlere katılmayanların, özellikle sosyal medyada “yaşayan” gençlerin böyle bir oluşuma sıcak bakacak olmalarıdır. Son seçimlerde Ankara 1. bölgede seçmenlerin %13’u ya sürece katılmamış ya da geçersiz oy vermiştir. Bu kategoride olan her üç seçmenden birine sunulabilecek bir alternatif 76 bin oya tekabül etmektedir.
26 bin lise son öğrencisi
Türkiye çapında 2012’de ÖSYM’ye başvuran 1.860.515 aday sayısından yola çıkarak, 2015 Haziran’da olası bir seçimde Ankara’nın nüfusu ve o tarihte 18 yasına basacak lise son sınıf öğrenci sayısıyla manipüle ederek elde edeceğimiz potansiyel seçmen sayısı 53 bindir. Bu gençlerin hepsine internet üzerinden “tek tek” ulaşılabilir ve en az yarısının seçeceği bir seçenek sunulabilir.
40 bin üniversite öğrencisi
Ankara’nın çeşitli üniversitelerinde yaklaşık 160 bin öğrenci okumaktadır. Bu gençlerin hepsine “tek tek” ulaşmak mümkündür. %50’sinin apolitik olduğu ve siyasi görüşlere rağbet etmediği bir devirde öğrencilerin dörtte birine seçmen olarak ulaşılabilir.
30 bin ana partilerden oy kayması
Sadece Çankaya’da AKP’nin almış olduğu 136 bin oydan 5 bin, CHP’nin 292 bin oyundan 8 bin, MHP’nin 77 bin oyundan ise 2 bin oy kayması ile toplam 10 bin, Ankara 1. bölgenin %66’sini temsil eden diğer bölgelerden de alınacak 15 bin ile aslında siyasi tercihleri olan ama yenilik peşinde seçmenlere hitap edilebilir. Ankara’nın pekişmiş bir siyasi görüşü olan kesiminin sadece %1’inin yeniliklere açık olması varsayımı hayal değildir.
10 bin marjinal partilerden oy kayması
Ankara 1. bölgede 56 bin seçmen barajın çok altında kalmış partilere oy vermiştir. Bu grubun beşte birine sunulabilecek bir alternatifin başarılı olma ihtimali yüksektir.
Çok kabaca yaptığımız bu analizi tüm ülkeye, il il ilçe ilçe yaymak ve çeşitli çıkarımlarda bulunmak mümkündür.
Facebook sitesinden herkesin ulaşabileceği Ad Manager servisine göre Türkiye’de olan 17-30 yaş arası 24 milyon kullanıcının 1.6 milyonu Ankara’dadır. Bunların “hepsine” tek tek ulaşmak mümkündür ve bu kişilerin sadece %10’u ile şimdiden katılabilecekleri bir oylama/anlatma/dinleme platformu ile 2 kanun “taşıyıcısının” mecliste yer alması sağlanabilir.

*Veriler Turkiye Istatistik Enstitusu‘den alinmistir.
What does democracy mean? (no, really, what does it mean?)
The world works in mysterious ways. Now I must find out the answers whether they exist or not!!! #direngeziparki #dayangeziparki
FROM OCTOBER 8, 2009:
Juggling philosophy and politics has never been easy for me. Demanding precision from a discourse so I really understand what’s going on has always escaped the political ones. Over the years, one of my favorite argumentative tactics (or a conversation killer) has been to ask for a definition of “democracy.”
Go ahead, ask yourself now and demand precision. Do a google search here on “what does democracy mean?” if you want to cheat. After all if we are willing to die and kill for “it” we must truly know what “it” is. No?
I know now that this has been a real problem for such a long time that George Orwell wrote about it in 1946. I am not alone in thinking that we have no clue and this is more insidious than most. Kind of like your own mother hypnotizing you to think serial killing is good.
Excerpt (read the whole thing here) from Horizon, April 1946; Modern British Writing ed. Denys Val Baker, 1947 by George (yes, him) Orwell. Emphasize added:
“Meaningless words.. In certain kinds of writing, particularly in art criticism and literary criticism, it is normal to come across long passages which are almost completely lacking in meaning. Words like romantic, plastic, values, human, dead, sentimental, natural, vitality, as used in art criticism, are strictly meaningless, in the sense that they not only do not point to any discoverable object, but are hardly even expected to do so by the reader. When one critic writes, ‘The outstanding features of Mr X’s work is its living quality’, while another writes, ‘The immediately striking thing about Mr X’s work is its peculiar deadness’, the reader accepts this as a simple difference of opinion. If words like black and white were involved, instead of the jargon words dead and living, he would see at once that language was being used in an improper way. Many political words are similarly abused. The word Fascism has now no meaning except in so far as it signifies ‘something not desirable’. The words democracy, socialism, freedom, patriotic, realistic, justice, have each of them several different meanings which cannot be reconciled with one another. In the case of a word like democracy, not only is there no agreed definition, but the attempt to make one is resisted from all sides. It is almost universally felt that when we call a country democratic we are praising it: consequently the defenders of every kind of regime claim that it is a democracy, and fear that they might have to stop using the word if it were tied down to any one meaning. Words of this kind are often used in a consciously dishonest way. That is, the person who uses them has his own private definition, but allows his hearer to think he means something quite different.”

So seriously. I do not know what you mean by democracy. Is it liberalism? Market forces? Republic? Ruling 50.001%? Protecting 49.999%? I am confused about my own definition, and not for the lack of trying. So I cannot die or kill for it.
“Freedom” is even worse especially in countries that are not yet “democratic.” But I don’t have an Orwell essay on that. I have to write it myself - some other day…
uygaronder asked: selamlar, gazete ilanı için high-res fotoğraflar aradığınızı gördüm. direnişi 31 mayıtan beri olabildiğince fotoğrafladım. elimdeki fotoğrafları size nasıl ulaştırabilirim? facebook profilimde de var isteseniz oradan da bakabilirsiniz. uygar önder şimşek. haberdar ederseniz sevinirim.
dropbox’a veya google drive’a koyabilir misiniz?
yediğim naneler
bir kase az pişmiş çorba
iki kişilik bir masada
kadim koymuş adını
meraklı bakışlara
aldırmayana
ervah-ı ezelde
levh-i kalemde
kavlinden dönemezsin
otur bari
başın dönsün
varsın aralık
aralık kalsın
dudaklarına inat
üflemeye gerek yok
az pişmiş zaten çorba

zencefil
Haremlik dalgalanıyorsa
Selamlık serafin maske
Dar ve loş koridorlar şiir
Duvarlar bağır çağır makyaj
Avlular sessiz ama
Odalarda kıskanç gülüşler
Uyuyanları soymuşlar çıplak
Uykusuzlar kedersiz
Haremlik tamtakır kuru bakır
Selamlık binbir gece masalları
Söylenenler anlamsız
Anlananlar söylemsiz
Haremlik harıl harıl
Selamlık çok bir densiz

Tabula Rasa
Mayınlara basan göz yaşlarınla
Aldırışsız girmiştin gece kalbimden içeri
Mevsimime değmeden geçen sonbahar da
avutmadı beni şakaklarımdan o gündür
Komşuyu ağlattım gözlerimin tartacında
Tevazuya gerek yok hadi dök saçlarını
Sen, kırmızı lalelerle gönül yağmalayan
Pasaklı ellerim-ayçiçeği-mevsimine uzanırken
sakın ha büyüdüğünü söyleme bana

bahar karmaşası
açıktan vurduğumuz sırlarımız kadem basmış terli göğsüne
dar ettiğin sokaklarda bıraktığım kalbimin parçaları
turuncu eldivenleriyle selamlıyor bizi acımasız kraliçe
şahlansın da nereye gidecek sessizliğimin naraları
bulut bulut nefesim üflemeye çalışsam içine
nisan on birinci ay olmalıymış becerememiş
on yedisinde anneme gebeymiş
kabrinin yerini unuttum diye üzülme
kiraz çiçekleri tutunmuş inatla saçının tüllerine
çok sağanak gözyaşı varmış, yarın pazar neyseki
köpürecekmiş böbrek altı bezleri
nisan başla demek eski dilde ya
herşey güzel olacak, bir başlasa, güzel olmasına
—gözümün güzel güzel güzel bebeği
sanki bir bahar karmaşası var düşlerinde
bir bahar karmaşası var gözlerimde

——————
Spring Chaos by Nazim Google Hikmet
Til we hit the open ridden sweaty chest, foot SECRETS
narrow pieces of my heart that you left on the streets
orange gloves ruthless queen greets us
gallop will go where the silence screams
try blowing into the breath cloud cloud
couldn’t do supposed to be, on the first week of April
ten in seven of my mother pregnant
I forgot the location of the tomb do not worry
cherry blossoms stubbornly clinging to her hair feathers
There was a lot downpour of tears, tomorrow, Sunday Fortunately
bubbling kidney six glands
I mean the old language, or start of April
Everything will be one begins, it is beautiful
- beautiful beautiful beautiful baby in my eyes
confusion if there is a spring dreams
There is a spring in my eyes chaos
varsayım
var say aşkı
hıçkıra hıçkıra
zencefilli kirpiklerin
mahlasımı devşirip
oluveriyor yalnızlığım
hırçın tutkumun
son tebliğinden beridir
başkasıyla görev üstlenen
sıfatım oldun
evliya kaderimle zincirlenip
bakıyorsun en içime
tek başına görev üstlenen
zamirim eksiliyor
unutuluşlarımızla
rüyalarım cayır cayır
tetik tuttu parmaklarım
sesime kastetti önce
kendinden önce ve sonrası
için yaşayan
zarf mı edat mı belirsiz
ama ben hala daha
tek yol giden
ilkokulumun troleybüslerini
özlüyorum

GOOGLE TRANSLATED VERSION below is pretty cool in a derivative abstract leave-some-Turkish-in-there-kinda-way. Maybe. Probably not.
say there is love
sobbing
ginger eyelashes
mahlasımı devşirip
oluveriyor loneliness
combative passion
since the last notification
another task undertaken
You’ve been the title of
saint fate zincirlenip
looking at the inside
undertake the task alone
missing pronoun
unutuluşlarımızla
My dreams of meadow meadow
held trigger fingers
before my voice meant
Before and after self-
living for
Are you uncertain prepositional adverb
but I’m still
The only way to
ilkokulumun troleybüslerini
miss